top of page

Ağustos 2022
Kurumsal Kimlik Yönetim Sistemlerinde Kritik Shadow Ticket Zafiyeti
Siber güvenlik dünyası, Temmuz 2026 itibarıyla tespit edilen ve doğrudan kurumsal kimlik yönetim sistemlerini (IdP) hedef alan yeni nesil bir saldırı vektörüyle karşı karşıya. "Shadow Ticket" (Gölge Bilet) olarak adlandırılan bu sofistike teknik, saldırganların çok faktörlü kimlik doğrulama (MFA) mekanizmalarını atlayarak ağ üzerinde kalıcı ve görünmez yönetici hesapları oluşturmasına imkan tanıyor. Özellikle hibrit ağ mimarilerinde (şirket içi sunucular ve bulut arası entegrasyonlarda) ortaya çıkan bu sıfırıncı gün zafiyeti, tehdit aktörlerinin ağ içerisinde yatay hareket (lateral movement) kabiliyetini en üst düzeye çıkarıyor. Kimlik doğrulama süreçlerindeki mantıksal hatalardan faydalanan saldırganlar, meşru servis hesaplarının kimliğine bürünerek veri tabanlarına, kritik sunuculara ve uç noktalara iz bırakmadan erişim sağlayabiliyor. Bu tip saldırılardan korunmak için almamız gereken tedbirlerin bazıları; Tüm admin, servis ve paylaşımlı hesapların merkezi bir Ayrıcalıklı Erişim Yönetimi (PAM) çözümü üzerinden kasa (vault) mimarisiyle yönetilmesi, Ayrıcalıklı oturumların anlık olarak izlenmesi, kaydedilmesi ve şüpheli davranışlarda oturumun otomatik olarak sonlandırılması, Uç nokta ve sunuculardaki yerel yönetici yetkilerinin acilen kısıtlanarak "En Az Ayrıcalık" (Least Privilege) prensibinin sıkılaştırılması, Sistemler arası kimlik doğrulama token’larının (biletlerinin) yaşam sürelerinin (TTL) minimum düzeye indirilmesi. Detaylı bilgi için ticket@zerosecond.com.tr adresinden uzmanlarımıza başvurabilirsiniz.
Kubernetes Ortamlarında Kritik "Konteyner Kaçış" Zafiyeti: CVE-2026-44012
Bulut tabanlı mimarilerin temel taşı olan Kubernetes sistemlerinde, siber güvenlik dünyasını alarma geçiren kritik bir "Konteyner Kaçış" (Container Escape) zafiyeti raporlandı. Mayıs 2026 başlarında tespit edilen bu sıfırıncı gün açığı, saldırganların kısıtlı bir konteyner ortamından çıkarak ana sunucuya (Host Node) "root" (tam yetkili) erişimi elde etmesine olanak tanıyor. Bu zafiyet, özellikle çok kiracılı (multi-tenant) bulut ortamlarını kullanan kurumlar için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Saldırganlar ana sunucuyu ele geçirdikten sonra o sunucu üzerinde çalışan diğer tüm şirket uygulamalarına, hassas verilere ve şifreleme anahtarlarına erişebilir, ayrıca ağ içinde yatay olarak ilerleyerek tüm bulut altyapısını (Cloud Infrastructure) tehlikeye atabilir. Bu tip saldırılardan korunmak için almamız gereken tedbirlerin bazıları; İlgili Kubernetes ve Containerd/Docker sürümleri için yayınlanan acil yamalar derhal uygulanmalı, Konteynerler hiçbir zaman "privileged" (ayrıcalıklı) modda çalıştırılmamalı, Role-Based Access Control (RBAC) yapılandırmaları sıkılaştırılarak yetki minimizasyonu (least privilege) sağlanmalı, Çalışma zamanı (Runtime) güvenlik araçları kullanılarak anormal süreç ve sistem çağrıları anlık olarak izlenmeli, Altyapı kodları (IaC) ve konteyner imajları düzenli olarak zafiyet taramalarından geçirilmelidir. Detaylı bilgi için info@zerosecond.com.tr adresinden uzmanlarımıza başvurabilirsiniz.
BlueCat Wednesday | Enterprise LiveAction Series
Issue #4 Users Don't See the Network Application Performance Monitoring ile Gerçek Kullanıcı Deneyimini Ölçün Kullanıcılar ağın nasıl çalıştığını bilmez. Onlar için önemli olan yalnızca kullandıkları uygulamaların hızlı, kesintisiz ve güvenilir çalışmasıdır. Microsoft 365, SAP, Oracle, Salesforce, Teams veya kritik iş uygulamalarında yaşanan birkaç saniyelik gecikme bile üretkenliği doğrudan etkileyebilir. Ancak performans problemi yaşandığında ilk soru her zaman aynıdır: "Sorun uygulamada mı, ağda mı?" Bu sorunun cevabı çoğu zaman farklı ekiplerin saatler süren incelemeleri sonucunda bulunabilir. Ağ Sağlıklı Görünebilir, Uygulamalar Yavaş Çalışabilir Geleneksel ağ izleme araçları cihazların ve bağlantıların durumunu gösterebilir. Ancak kullanıcı deneyimini etkileyen asıl konu, uygulamanın nasıl performans gösterdiğidir. Gerçek bir Application Performance Monitoring çözümü; · Uygulama yanıt sürelerini, · Gecikmeleri, · Ağ kaynaklı performans kayıplarını, · Trafik davranışlarını, · Kullanıcı deneyimini etkileyen darboğazları tek bir platform üzerinden analiz edebilmelidir. BlueCat LiveAction ile Uygulama Performansına Uçtan Uca Bakış BlueCat LiveAction, ağ ve uygulama performansını aynı görünüm altında bir araya getirerek BT ekiplerine gerçek kullanıcı deneyimini analiz etme imkânı sunar. Platform sayesinde; · Kritik uygulamaların performansı sürekli izlenir. · Uygulama yanıt süreleri gerçek zamanlı analiz edilir. · Ağ kaynaklı gecikmeler kolayca belirlenir. · Trafik akışları uygulama bazında incelenebilir. · Performans düşüşlerinin hangi bağlantıdan veya cihazdan kaynaklandığı hızla tespit edilir. Bu sayede BT ekipleri yalnızca altyapıyı değil, kullanıcıların gerçekten yaşadığı deneyimi de yönetebilir. Kurumlara Sağladığı Kazanımlar · Kritik uygulamaların sürekli performans takibi · Gerçek kullanıcı deneyiminin görünürlüğü · Daha hızlı problem teşhisi · Ağ ve uygulama ekipleri arasında ortak analiz · Daha yüksek uygulama erişilebilirliği · Daha düşük kesinti süreleri · Artan çalışan ve müşteri memnuniyeti Kullanıcılar Altyapıyı Değil, Deneyimi Hatırlar. BlueCat LiveAction, uygulama performansını ağ verileriyle birlikte analiz ederek kullanıcı deneyimini etkileyen problemleri hızla ortaya çıkarır. Çünkü başarılı bir BT operasyonunun gerçek ölçüsü, çalışan uygulamalar değil; memnun kullanıcılardır. BlueCat Wednesday | Enterprise LiveAction Series Prepared by Zero Second Helping organizations build resilient, observable and high-performing network infrastructures
RSA Thursday | Identity Security Series
Prepared by Zero Second Helping organizations build resilient identity-first security strategies. 03 | Kimlik Yaşam Döngüsü (Identity Lifecycle): Erişimler Nasıl Yönetilmeli? Bir çalışanın kuruma katıldığı ilk günden ayrıldığı son güne kadar geçen süreçte, dijital kimliği sürekli değişir. Yeni sistemlere erişim kazanır, görev değiştirir, farklı sorumluluklar üstlenir veya kurumdan ayrılır. Ancak birçok kurumda bu değişimler, erişim yetkilerine aynı hızda yansıtılamaz. Sonuç olarak kullanıcıların ihtiyaç duymadığı sistemlere erişimi devam eder, gereksiz yetkiler zaman içinde birikir ve güvenlik riskleri büyür. Kimlik Yönetimi Tek Seferlik Bir İşlem Değildir Kimlik yönetimi yalnızca kullanıcı hesabı oluşturmak veya silmekten ibaret değildir. Her çalışanın dijital kimliği, kurumdaki görevine paralel olarak sürekli güncellenmelidir. Bu süreç; işe alımdan görev değişikliklerine, geçici yetkilendirmelerden kurumdan ayrılışa kadar tüm yaşam döngüsünü kapsar. Kimlik yaşam döngüsünün etkin yönetilemediği ortamlarda erişim hakları zamanla kontrol edilemez hâle gelir. En Büyük Risk: Unutulan Yetkiler Kurumlar büyüdükçe kullanıcı hesapları ve erişim izinleri de hızla artar. Örneğin; · Departman değiştiren bir çalışanın eski sistem yetkilerinin kaldırılmaması, · Proje tamamlanmasına rağmen danışman erişimlerinin açık kalması, · Geçici verilen yönetici yetkilerinin unutulması, · Kurumdan ayrılan çalışan hesaplarının zamanında devre dışı bırakılmaması, gibi durumlar, saldırganlar için önemli fırsatlar oluşturabilir. Çoğu zaman risk, yeni erişim vermekten değil; artık ihtiyaç duyulmayan erişimleri kaldırmamaktan kaynaklanır. Otomasyon Güvenliği Güçlendirir Modern kimlik yönetimi yaklaşımları, kullanıcı yaşam döngüsünü manuel süreçlerden çıkararak otomatik ve politika tabanlı hâle getirir. Böylece; · Yeni çalışanlar ihtiyaç duydukları erişimlere daha hızlı ulaşabilir, · Görev değişiklikleri otomatik olarak yetkilere yansıtılabilir, · Ayrılan çalışanların erişimleri gecikmeden kaldırılabilir, · Geçici yetkilendirmeler belirlenen süre sonunda otomatik olarak sona erebilir, · Denetim süreçleri daha şeffaf ve izlenebilir hâle gelir. Bu yaklaşım hem operasyonel verimliliği artırır hem de insan hatasını önemli ölçüde azaltır. Sonuç Kimlik güvenliği yalnızca kullanıcıların kim olduğunu doğrulamakla değil, erişim haklarını yaşam döngüsü boyunca doğru şekilde yönetmekle sağlanır. İşe girişten ayrılışa kadar her adımın kontrollü, izlenebilir ve politika tabanlı şekilde yönetilmesi; kurumların güvenlik risklerini azaltırken operasyonel süreçlerini de hızlandırır. Key Takeaway Kimlik güvenliği, kullanıcı hesabı oluşturmakla başlamaz ve hesabı silmekle bitmez. Gerçek güvenlik; dijital kimliklerin tüm yaşam döngüsü boyunca doğru, güncel ve kontrollü şekilde yönetilmesiyle sağlanır. RSA Thursday | Identity Security Series Prepared by Zero Second Helping organizations build resilient identity-first security strategies
Google'ın Android Uygulamaları, Tedarik Zinciri Saldırılarını Durdurmak İçin Kamuoyu Tarafından Doğrulanıyor
Google, ekosistemi tedarik zinciri saldırılarından korumanın bir yolu olarak Android için genişletilmiş İkili Şeffaflık özelliğini duyurdu . Google'ın ürün ve güvenlik ekipleri, "Bu yeni kamuya açık kayıt defteri, cihazınızdaki Google uygulamalarının tam olarak oluşturmayı ve dağıtmayı amaçladığımız uygulamalar olmasını sağlıyor" açıklamasında bulundu . Bu girişim , Google'ın Ekim 2021'de Pixel cihazlarının yalnızca doğrulanmış işletim sistemi (OS) yazılımı çalıştırdığından emin olarak yazılım bütünlüğünü güçlendirmek amacıyla tanıttığı Pixel İkili Şeffaflığı temeli üzerine inşa edilmiştir . Bu özellik, resmi fabrika imajları hakkında meta verileri kaydeden herkese açık, kriptografik bir günlük tutarak çalışır . Doğrulanabilir güvenlik altyapısı, yanlış düzenlenmiş veya kötü amaçlı sertifikaları tespit etmeye yardımcı olmak için tüm verilmiş SSL/TLS sertifikalarının herkese açık, yalnızca ekleme yapılabilen ve kriptografik olarak doğrulanabilir günlüklerde kaydedilmesini gerektiren açık bir çerçeve olan Sertifika Şeffaflığı'nı yansıtır. Bu hamle, genellikle yazılım güncelleme kanallarını zehirleyerek kötü amaçlı kod bulaştıran ve dijital imzaları sağlam bırakan ikili tedarik zinciri saldırılarının oluşturduğu risklere karşı koymayı amaçlıyor. En son örnek, DAEMON Tools yazılımının Windows yükleyicilerinin, hafif bir arka kapı görevi gören ve daha sonra QUIC RAT olarak adlandırılan bir kötü amaçlı yazılımın yayılmasına aracılık eden bir unsur olarak ele geçirilmesidir . Dahası, kurulum dosyaları DAEMON Tools'un resmi web sitesinden dağıtılıyor ve DAEMON Tools geliştiricilerine ait dijital sertifikalarla imzalanıyor. Google, "Artık yalnızca ikili dosyanın imzasına güvenmek yetersiz kalıyor, çünkü bir imza, bu belirli ikili dosyanın yazarı tarafından kamuya sunulması amaçlanan dosya olduğunu garanti edemez," dedi. "Dijital imzalar bir menşe belgesidir, ancak ikili dosya şeffaflığı bir niyet belgesidir." Şirket, Android'de İkili Şeffaflığı genişleterek, kullanıcının cihazındaki Google yazılımının tam olarak tasarlandığı ve dağıtıldığı gibi olduğunu garanti etmeyi amaçladığını belirtti. Bu amaçla, 1 Mayıs 2026'dan sonra piyasaya sürülen Google'ın üretim Android uygulamaları, orijinalliğini doğrulayan karşılık gelen bir kriptografik giriş içerecektir. Bu girişim şu anda hem Google Play Hizmetleri hem de bağımsız Google uygulamaları dahil olmak üzere üretim aşamasındaki Google uygulamalarını ve ayrıca işletim sisteminin bir parçası olan ve normal sürüm döngüsünün dışında dinamik olarak güncellenebilen Mainline modüllerini içermektedir. Google, "Bu, herkesin Android cihazlarındaki Google yazılımının Google tarafından yetkilendirilmiş bir üretim sürümü olduğunu ve bir saldırgan tarafından değiştirilmediğini doğrulayabilmesini sağlayan şeffaf bir 'Gerçeğin Kaynağı' sağlıyor," diye belirtti. "Yazılım kayıtlarda yer almıyorsa, Google onu üretim yazılımı olarak yayınlamamıştır. 'Tek seferlik' bir sürüm dağıtma girişimi tespit edilebilir olacaktır." Bu çabaların bir parçası olarak, teknoloji devi ayrıca kullanıcıların ve araştırmacıların desteklenen yazılım türlerinin şeffaflık durumunu doğrulamak için kullanabileceği doğrulama araçlarını da kullanıma sunuyor . Bu gelişme, son aylarda popüler yazılımların geliştiricilerini ve alt kademe kullanıcılarını hedef alan bir dizi tedarik zinciri saldırısının ortasında yaşanıyor. Kötü niyetli kişiler, giderek artan bir şekilde geliştiricilerin hesaplarını ele geçiriyor ve bu erişimi kötü amaçlı yazılım yaymak için kötüye kullanarak aynı anda birçok kullanıcının sistemine sızabiliyor. Google, "Bu, kullanıcı gizliliği ve güvenliği için kritik bir temeldir çünkü yazılım güncellemelerinin temel güç dengesini değiştirir," dedi. "Bu şeffaflık düzeyi, yazılımımızın bütünlüğüne ek bir koruma katmanı görevi görerek yetkisiz ikili dosya sürümlerine karşı güçlü bir caydırıcı unsur oluşturur." Bu tip saldırılardan korunmak için almamız gereken tedbirlerin bazıları; Yazılım paketleri, uygulama güncellemeleri ve binary dosyaları yalnızca doğrulanmış ve güvenilir kaynaklardan indirilmeli; binary transparency ve code signing doğrulamaları düzenli olarak kontrol edilmelidir. Yazılım geliştirme ve dağıtım süreçlerinde supply chain security politikaları uygulanmalı; CI/CD pipeline’ları, build ortamları ve geliştirici hesapları güçlü erişim kontrolleri ile korunmalıdır. Üretim ortamlarında çalışan uygulamaların hash, imza ve bütünlük kontrolleri düzenli olarak doğrulanmalı; yetkisiz veya beklenmeyen binary değişiklikleri SIEM/XDR çözümleri ile izlenmelidir. Geliştirici ve yönetici hesaplarında MFA zorunlu hale getirilmeli, privilege escalation girişimleri ile şüpheli güncelleme dağıtımları sürekli log analizleri ve davranışsal güvenlik çözümleri üzerinden takip edilmelidir. Detaylı bilgi için info@zerosecond.com.tr adresinden uzmanlarımıza başvurabilirsiniz.
GEODI Discovery Series | Friday
Issue 04 Veri Keşfi (Data Discovery) Neden Her Şeyin Başlangıcıdır? Bir kurumu korumaya çalışırken en büyük hata, güvenlik yatırımlarına veriyi tanımadan başlamaktır. Firewall'lar kurulur. DLP çözümleri devreye alınır. Erişim politikaları hazırlanır. Yapay zekâ projeleri başlatılır. Ancak çoğu zaman en temel soru cevapsız kalır: "Koruduğumuz veri tam olarak nerede?" İşte bu nedenle modern veri güvenliğinin ilk adımı artık Veri Keşfi (Data Discovery) olarak kabul ediliyor. Data Discovery; kurum içerisindeki tüm veri kaynaklarının otomatik olarak taranması, içeriklerinin analiz edilmesi ve görünür hale getirilmesi sürecidir. Amaç yalnızca dosyaları listelemek değildir. Asıl amaç, veriyi anlamaktır. Çünkü iki PDF dosyası aynı görünse bile biri genel bir doküman, diğeri ise binlerce müşterinin kişisel verisini içeren kritik bir kayıt olabilir. Veri keşfi sayesinde kurumlar yalnızca "hangi dosyalar var?" sorusunu değil; · Hassas veriler nerede? · Kim erişebiliyor? · Aynı verinin kaç kopyası bulunuyor? · Kullanılmayan bilgiler hangileri? · Regülasyon kapsamındaki veriler nerede tutuluyor? · Yapay zekâ sistemleri hangi verileri kullanacak? gibi kritik soruların da cevabını alabilir. Günümüzde veri yalnızca dosya sunucularında bulunmuyor. Kurumsal bilgi; · Dosya Sunucuları · NAS Sistemleri · SharePoint · OneDrive · Microsoft 365 · E-posta Sunucuları · Veritabanları · Bulut Depolama Alanları · Arşiv Sistemleri · CAD Dosyaları · PDF Belgeleri · Görseller · Log Dosyaları ve yüzlerce farklı platformda dağınık halde bulunuyor. Bu nedenle manuel yöntemlerle veri envanteri oluşturmak artık mümkün değil. Modern veri keşfi çözümleri; milyonlarca dosyayı otomatik olarak analiz ederek kurumun bilgi haritasını çıkarır. Böylece güvenlik ekipleri yalnızca olaylara müdahale etmek yerine riskleri proaktif olarak yönetebilir. Uyumluluk ekipleri denetimlere daha hazırlıklı olur. Yapay zekâ projeleri doğru veri ile beslenir. Veri yönetişimi süreçleri sağlam bir temel üzerine kurulur. GEODI tam da bu amaçla geliştirilmiştir. Farklı veri kaynaklarını tek platform üzerinden tarayarak yalnızca dosya isimlerini değil, içeriklerini de analiz eder. Böylece kurumlar sahip oldukları bilgiyi ilk kez bütüncül olarak görebilir. Çünkü görünmeyen veri yönetilemez. Yönetilemeyen veri ise korunamaz. Veri güvenliğinin başladığı yer firewall değildir. Veri güvenliğinin başladığı yer, veri keşfidir. Key Takeaway Veriyi keşfetmeden sınıflandıramazsınız. Sınıflandıramadığınız veriyi ise etkin şekilde koruyamazsınız. GEODI Discovery Series Prepared by Zero Second Helping organizations discover, understand and protect their most valuable asset: data
BLUECAT MONDAY | Enterprise DNS Series
Issue #04 DNS Edge Şubeler, Uzak Ofisler ve Dağıtık Yapılar İçin Akıllı DNS Yönetimi Kurumsal ağlar artık tek bir veri merkezinden ibaret değil. Şubeler, üretim tesisleri, kampüsler, uzaktan çalışan kullanıcılar ve bulut ortamları, DNS servislerinin her noktada hızlı, güvenilir ve kesintisiz çalışmasını zorunlu hale getiriyor. Ancak merkezi DNS mimarileri, özellikle bağlantı kesintileri veya WAN gecikmeleri yaşandığında kullanıcı deneyimini olumsuz etkileyebiliyor. İşte bu noktada DNS Edge yaklaşımı devreye giriyor. DNS Edge Nedir? DNS Edge, DNS servislerinin kullanıcıya en yakın noktada çalışmasını sağlayarak hem performansı hem de sürekliliği artıran modern bir mimaridir. Merkezi yönetim avantajını korurken, DNS çözümleme süreçlerini uç noktalara taşıyarak dağıtık yapılarda yüksek erişilebilirlik sunar. Bu yaklaşım sayesinde kurumlar; · Şubelerde daha hızlı DNS yanıt süreleri elde eder. · WAN bağımlılığını azaltır. · Bağlantı kesintilerinde temel DNS hizmetlerini sürdürebilir. · Kullanıcı deneyimini iyileştirir. · Dağıtık altyapıları merkezi olarak yönetmeye devam eder. Dağıtık Ağlarda Yeni Gereksinimler Bugün birçok kurum; · Onlarca şubeyi, · Hibrit bulut ortamlarını, · Üretim tesislerini, · Uzak ofisleri, · Mobil kullanıcıları aynı ağ mimarisi içinde yönetiyor. Bu yapılarda tüm DNS sorgularının sürekli merkezdeki sunuculara gitmesi; · Gecikmelere, · WAN trafiğinin artmasına, · Servis sürekliliği risklerine, · Kullanıcı deneyiminin olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Modern kurumlar artık merkezi kontrol ile yerel performansı aynı anda sağlayan çözümlere ihtiyaç duyuyor. DNS Edge'in Sağladığı Avantajlar Modern DNS Edge mimarisi; · Yerel DNS çözümleme · Daha düşük gecikme süreleri · Kesintilere karşı dayanıklılık · Merkezi politika yönetimi · Yüksek erişilebilirlik · Daha iyi kullanıcı deneyimi · Ölçeklenebilir şube altyapısı sunarak kurumsal ağların her noktada aynı kaliteyle çalışmasını destekler. BlueCat Yaklaşımı BlueCat DNS Edge, dağıtık ağ yapılarında merkezi yönetim ile yerel performansı bir araya getirir. Şubeler, kampüsler ve uzak lokasyonlarda çalışan DNS servisleri; merkezi politikalarla yönetilirken, kullanıcılar hızlı ve güvenilir isim çözümleme hizmeti almaya devam eder. Böylece kurumlar hem operasyonel verimlilik kazanır hem de bağlantı kesintilerine karşı daha dayanıklı bir DNS altyapısı oluşturur. Önümüzdeki sayıda DNS Security konusunu ele alacak ve DNS'in neden siber saldırganların en çok hedef aldığı altyapı servislerinden biri olduğunu inceleyeceğiz. Key Takeaway Merkezi yönetim önemlidir; ancak modern kullanıcı deneyimi, DNS hizmetlerinin kullanıcıya en yakın noktada sunulmasını gerektirir. BlueCat Monday | Enterprise DNS Series Prepared by Zero Second Helping organizations build resilient, secure and intelligent DNS infrastructures
BlueCat Wednesday | Enterprise LiveAction Series
Issue #3 Performance Is Not a Guess Network Performance Monitoring ile Ağ Performansınızı Sürekli Kontrol Altında Tutun Ağ performansı yalnızca kullanıcılar şikâyet ettiğinde kontrol edilmemelidir. Modern kurumlarda uygulamalar, kullanıcılar ve iş süreçleri ağ performansına doğrudan bağımlıdır. Yaşanan birkaç saniyelik gecikme bile üretkenliği düşürebilir, müşteri deneyimini olumsuz etkileyebilir ve kritik iş süreçlerinde kesintilere neden olabilir. Ne yazık ki birçok BT ekibi hâlâ performans problemlerini kullanıcı bildirimleri sonrasında araştırmaya başlıyor. Sorun fark edildiğinde ise etkisi çoktan hissedilmiş oluyor. Ağ Performansını Ölçemiyorsanız Yönetemezsiniz Sağlıklı bir ağ operasyonu yalnızca cihazların çalışıyor olmasına bağlı değildir. Gerçek performans yönetimi için aşağıdaki metriklerin sürekli izlenmesi gerekir: · Gecikme (Latency) · Paket Kaybı (Packet Loss) · Jitter · Bant Genişliği Kullanımı · Link Kullanım Oranları · Uygulama Yanıt Süreleri · Trafik Eğilimleri Bu metriklerin tek tek incelenmesi yerine birlikte değerlendirilmesi, olası performans problemlerinin daha oluşmadan tespit edilmesini sağlar. BlueCat LiveAction ile Sürekli Performans Görünürlüğü BlueCat LiveAction, ağ performansını gerçek zamanlı olarak izleyerek BT ekiplerine sürekli operasyonel görünürlük sağlar. Platform sayesinde; · Kritik bağlantılar sürekli izlenir. · Performans trendleri görsel olarak analiz edilir. · Bant genişliği kullanımındaki değişimler anında fark edilir. · Gecikme ve paket kaybı gibi performans göstergeleri sürekli takip edilir. · Uygulama performansı ile ağ performansı aynı platform üzerinden ilişkilendirilir. · Olası darboğazlar kullanıcıları etkilemeden önce belirlenebilir. Bu sayede operasyon ekipleri yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmek yerine performansı proaktif olarak yönetebilir. Kurumlara Sağladığı Kazanımlar · Sürekli Network Performance Monitoring · Gerçek zamanlı performans görünürlüğü · Proaktif operasyon yönetimi · Daha düşük kesinti süreleri · Daha yüksek uygulama performansı · SLA hedeflerinin daha kolay karşılanması · Kullanıcı deneyiminde sürdürülebilir iyileşme Performansı Ölçün. Problemleri Önceden Görün. BlueCat LiveAction, ağ performansını yalnızca izlemekle kalmaz; eğilimleri analiz ederek olası performans sorunlarını kullanıcılar etkilenmeden önce fark etmenizi sağlar. Çünkü güçlü ağlar yalnızca hızlı değil, aynı zamanda öngörülebilir ağlardır. BlueCat Wednesday | Enterprise LiveAction Series Prepared by Zero Second Helping organizations build resilient, observable and high-performing network infrastructures
Bulut platformu Vercel hacklendi: Suçlu ise bir yapay zeka aracı
Vercel, üçüncü taraf bir yapay zeka aracının ele geçirilmesiyle başlayan siber saldırıyı doğruladı. Saldırganların çalışan verilerini sızdırdığı ve çalınan verileri satışa çıkardığı bildirildi. Bulut tabanlı uygulama geliştirme ve dağıtım platformu Vercel, bir siber saldırıya uğradığını doğruladı. Şirket, yaşanan olayın üçüncü taraf bir yapay zeka aracının ele geçirilmesiyle başladığını açıkladı. Saldırı sonrası çalındığı iddia edilen verilerin satışa çıkarılması ise durumu daha da kritik hale getirdi. Sınırlı sayıda müşteri etkilendi Vercel tarafından yayımlanan güvenlik bültenine göre ihlal, şirketin bazı dahili sistemlerine yetkisiz erişim sağlanmasıyla gerçekleşti. Açıklamada olaydan yalnızca sınırlı sayıda müşterinin etkilendiği vurgulanırken platformun genel hizmetlerinde herhangi bir kesinti yaşanmadığı belirtildi. Şirket, olayın ardından kapsamlı bir inceleme başlattığını, durumun kolluk kuvvetlerine bildirildiği ve soruşturmanın ilerleyişine göre kamuoyunun bilgilendirilmeye devam edileceğini duyurdu. İhlalin kaynağı bir yapay zeka aracı Vercel, saldırının kökenine dair kritik detayları da paylaştı. Buna göre ihlal, üçüncü taraf yapay zeka aracına ait Google Workspace OAuth uygulamasının ele geçirilmesiyle başladı. Vercel CEO’su Guillermo Rauch’un açıklamasına göre saldırganlar, Context.ai platformundaki bir ihlal üzerinden bir çalışanın Google Workspace hesabını ele geçirdi. Bu erişim sayesinde saldırganın Vercel sistemleri içinde yetkisini artırarak bazı ortamlara ulaşabildiği belirtildi. Saldırganlar çalışan verilerini paylaştı Saldırının arkasında olan ve kendisini ShinyHunters grubuyla ilişkilendiren bir kişi ise çevrim içi platformlarda bazı verileri yayımladı. Paylaşılan bilgiler arasında çalışan isimleri, e-posta adresleri ve hesap aktivitelerine dair zaman damgaları yer aldı. ShinyHunters, Rockstar Games'i yönelik yakın zamanda gerçekleşen hack olayının arkasında bulunuyordu. Vercel, sistem yöneticilerine yönelik olarak bazı kritik uyarılarda bulundu. Özellikle şüpheli aktivitelerin tespit edilmesi için sistem günlüklerinin incelenmesi gerektiği belirtildi. Bunun yanı sıra, olası veri sızıntılarına karşı önlem olarak ortam değişkenlerinin gözden geçirilmesi ve gerekli durumlarda yenilenmesi önerildi. Bu adımların, API anahtarları, erişim token’ları ve diğer hassas bilgilerin korunması açısından önemli olduğu ifade edildi. Bu tip saldırılardan korunmak için almamız gereken tedbirlerin bazıları; • Üçüncü taraf yapay zeka ve SaaS uygulamalarına verilen OAuth yetkileri düzenli olarak gözden geçirilmeli, gereksiz erişimler kaldırılmalı ve minimum yetki prensibi uygulanmalıdır. • Google Workspace, Microsoft 365 ve benzeri platformlarda MFA (Multi-Factor Authentication) zorunlu hale getirilmeli, özellikle yönetici hesapları ek güvenlik politikaları ile korunmalıdır. • API anahtarları, erişim token’ları ve ortam değişkenleri (environment variables) merkezi bir secret management/PAM çözümü ile yönetilmeli ve düzenli aralıklarla rotate edilmelidir. • Şüpheli erişimlerin hızlı tespit edilebilmesi için SIEM, log izleme ve davranış analizi (UEBA/XDR) çözümleri aktif kullanılmalı; OAuth uygulama aktiviteleri ve yetki yükseltme işlemleri sürekli izlenmelidir Detaylı bilgi için info@zerosecond.com.tr adresinden uzmanlarımıza başvurabilirsiniz.
RSA Thursday | Identity Security Series
Prepared by Zero Second Helping organizations build resilient identity-first security strategies. 04 | Joiner • Mover • Leaver: İnsan Kaynakları Süreçleri Güvenlik Riskine Dönüşmesin Her gün kurumlara yeni çalışanlar katılıyor, ekipler arasında görev değişiklikleri yaşanıyor ve çalışanlar kurumdan ayrılıyor. İnsan kaynakları açısından rutin görünen bu süreçler, doğru yönetilmediğinde siber güvenlik açısından önemli riskler oluşturabiliyor. Çünkü her personel değişikliği, aynı zamanda yeni bir dijital kimlik ve erişim yönetimi süreci anlamına geliyor. İnsan Kaynakları ile Bilgi Güvenliği Aynı Sürecin Parçasıdır İşe başlayan bir çalışanın ihtiyaç duyduğu sistemlere hızlıca erişebilmesi gerekir. Görevi değişen bir çalışanın yeni sorumluluklarına uygun yetkiler alması, artık ihtiyaç duymadığı erişimlerin ise kaldırılması gerekir. Kurumdan ayrılan bir çalışanın tüm hesaplarının ve erişim haklarının gecikmeden devre dışı bırakılması ise kritik önem taşır. Bu süreçlerde yaşanacak gecikmeler veya eksiklikler, kurumun güvenlik seviyesini doğrudan etkileyebilir. En Büyük Risk: Eski Yetkiler Birçok kurumda kullanıcı hesapları oluşturulur; ancak görev değişiklikleri ve ayrılış süreçleri aynı disiplinle yönetilemez. Sonuç olarak; · Ayrılan çalışanların hesapları aktif kalabilir, · Görev değişikliğine rağmen eski sistem erişimleri devam edebilir, · Geçici verilen ayrıcalıklı yetkiler unutulabilir, · Dış kaynak çalışanlarının erişimleri proje sonrasında kaldırılmayabilir. Bu durumlar yalnızca güvenlik risklerini artırmakla kalmaz; aynı zamanda denetim ve uyumluluk süreçlerinde de önemli zorluklara neden olur. Otomatik ve Politika Tabanlı Süreçler Modern Identity & Access Management yaklaşımları, Joiner • Mover • Leaver süreçlerini otomatik ve politika tabanlı hâle getirir. Böylece; · Yeni çalışanlara gerekli erişimler hızlı ve kontrollü şekilde sağlanır, · Rol değişikliklerinde yetkiler otomatik olarak güncellenir, · Ayrılan çalışanların tüm erişimleri tek bir süreçle kaldırılır, · Geçici yetkilendirmeler belirlenen süre sonunda otomatik olarak sona erer, İnsan kaynakları ve BT ekipleri aynı süreç üzerinde koordineli çalışabilir. Bu yaklaşım hem güvenliği artırır hem de operasyonel süreçleri hızlandırır. Sonuç Kimlik güvenliği yalnızca teknolojik çözümlerle değil, süreçlerin doğru yönetilmesiyle de güçlenir. Joiner • Mover • Leaver süreçlerini merkezi, izlenebilir ve otomatik hâle getiren kurumlar; gereksiz erişimleri azaltırken güvenlik risklerini de önemli ölçüde düşürür. Dijital kimliklerin yaşam döngüsünü doğru yönetmek, sürdürülebilir bir Identity Security stratejisinin temel unsurlarından biridir. Key Takeaway Her işe giriş, görev değişikliği ve işten ayrılış; aynı zamanda bir kimlik ve erişim yönetimi olayıdır. Joiner • Mover • Leaver süreçlerini otomatik ve politika tabanlı yönetmek, güvenlik risklerini azaltmanın ve operasyonel verimliliği artırmanın en etkili yollarından biridir. RSA Thursday | Identity Security Series Prepared by Zero Second Helping organizations build resilient identity-first security strategies
GEODI Discovery Series | Friday
Issue 03 Yapısal Olmayan Veri (Unstructured Data) Neden Bu Kadar Kritik? Kurumların sahip olduğu verilerin büyük bölümü düşündüğümüz gibi veri tabanlarında yaşamıyor. Asıl bilgi; sözleşmelerde, e-postalarda, PDF dosyalarında, sunumlarda, teknik çizimlerde, taranmış belgelerde, log dosyalarında ve milyonlarca farklı dokümanın içinde bulunuyor. İşte bu veri grubu Yapısal Olmayan Veri (Unstructured Data) olarak adlandırılıyor. Bugün dünya genelinde üretilen kurumsal verilerin yaklaşık %80 ila %90'ı yapısal olmayan verilerden oluşuyor. Ancak ilginç olan şu: Bu kadar büyük bir veri havuzu olmasına rağmen kurumların önemli bir kısmı bu bilgileri nerede tuttuklarını, kimlerin erişebildiğini ve hangi riskleri barındırdığını tam olarak bilmiyor. Sonuç olarak; Kritik sözleşmeler paylaşıma açık klasörlerde kalabiliyor. Kimlik bilgileri veya kişisel veriler taranmış PDF dosyalarının içinde fark edilmeden saklanabiliyor. Finansal raporlar yıllarca kullanılmayan klasörlerde unutulabiliyor. Mühendislik çizimleri, CAD dosyaları ve proje dokümanları kontrolsüz şekilde çoğalabiliyor. Aynı dosyanın onlarca farklı kopyası farklı sistemlerde tutulabiliyor. Bu veriler görünmediği sürece yalnızca operasyonel karmaşa oluşturmaz. Aynı zamanda güvenlik, uyumluluk ve yapay zekâ projeleri açısından da önemli riskler doğurur. Örneğin bir veri ihlali yaşandığında kurumlar çoğu zaman şu soruların cevabını vermekte zorlanır: · Hangi hassas bilgiler etkilendi? · Bu bilgiler hangi sistemlerde bulunuyordu? · Kimler erişebiliyordu? · Aynı verinin başka kopyaları mevcut mu? · Regülasyon kapsamında bildirim yapılması gerekiyor mu? Bu soruların hızlı şekilde cevaplanamaması hem operasyonel kayıplara hem de ciddi uyumluluk risklerine neden olabilir. Üstelik konu yalnızca güvenlik değildir. Bugün kurumlar Microsoft Copilot, ChatGPT, kurumsal yapay zekâ çözümleri ve bilgi yönetimi projelerine yatırım yapıyor. Ancak yapay zekâ, yalnızca beslendiği veri kadar başarılıdır. Dağınık, güncel olmayan, tekrar eden veya yanlış sınıflandırılmış bilgiler; yapay zekâ projelerinin doğruluğunu ve güvenilirliğini doğrudan etkiler. Bu nedenle yapay zekâya hazırlığın ilk adımı, kurumun sahip olduğu yapısal olmayan veriyi tanımasıdır. İşte GEODI tam bu noktada devreye girer. GEODI; farklı veri kaynaklarını tarayarak yapısal olmayan verileri içerik seviyesinde analiz eder. Dosya adına bakmakla yetinmez. Belgenin içeriğini, bağlamını ve anlamını değerlendirerek; · Hassas verileri tespit eder. · Benzer içerikleri ilişkilendirir. · Farklı veri kaynaklarını tek platformda görünür hale getirir. · Veri yönetişimi süreçlerine güçlü bir temel oluşturur. Böylece kurumlar yalnızca verilerini depolamakla kalmaz; Onları anlamaya, yönetmeye ve güvenle kullanmaya başlar. Çünkü günümüzün en değerli kurumsal varlığı artık yalnızca veri değildir. Anlamlandırılmış veridir. Key Takeaway Veriyi korumanın ilk şartı onu bulmaktır. Değer üretmenin ilk şartı ise onu anlamaktır. GEODI Discovery Series Prepared by Zero Second Helping organizations discover, understand and protect their most valuable asset: data
BLUECAT MONDAY | Enterprise DNS Series
Issue #03 DNS Visibility Ağınızda Gerçekten Neler Olduğunu Görebiliyor musunuz? Kurumsal ağlarda gerçekleşen her bağlantı, her uygulama isteği ve her kullanıcı işlemi, çoğu zaman tek bir servis üzerinden başlar: DNS. Ancak birçok kurum için DNS yalnızca isim çözümleme hizmeti olarak görülmeye devam ediyor. Oysa DNS sorguları, ağda neler yaşandığını anlamak için en değerli veri kaynaklarından biridir. Kim hangi uygulamaya erişiyor? Hangi cihaz hangi domaine bağlanıyor? Bulut servisleri nasıl kullanılıyor? Beklenmeyen DNS trafiği oluşuyor mu? Bu soruların cevapları, doğru görünürlük olmadan çoğu zaman bilinemez. DNS Visibility Nedir? DNS Visibility, ağ genelinde gerçekleşen DNS sorgularını analiz ederek BT ekiplerine gerçek zamanlı görünürlük sağlayan modern bir yaklaşımdır. Bu görünürlük sayesinde kurumlar; · Ağ üzerindeki DNS trafiğini merkezi olarak izleyebilir. · İstemcilerin hangi servislerle iletişim kurduğunu görebilir. · Beklenmeyen DNS davranışlarını tespit edebilir. · Shadow IT kullanımını fark edebilir. · Operasyonel sorunların kaynağını daha hızlı belirleyebilir. DNS Visibility yalnızca güvenlik ekipleri için değil; ağ operasyonları, bulut yönetimi ve altyapı ekipleri için de kritik bir yönetim katmanıdır. Görünmeyen Trafik Yönetilemez Kurumsal ağlar bugün binlerce kullanıcı, uygulama ve cihazdan oluşan dinamik yapılara dönüştü. Ancak bu trafiğin önemli bir bölümü hâlâ görünmez durumda. DNS sorgularını analiz edemeyen kurumlar; · Beklenmeyen uygulama kullanımını, · Yetkisiz DNS sunucularını, · Hatalı yapılandırmaları, · Performans problemlerini, · Anormal iletişim davranışlarını çoğu zaman ancak kullanıcı şikâyeti sonrasında fark edebiliyor. Gerçek görünürlük ise sorunlar oluşmadan önce harekete geçebilmenin ilk adımıdır. Modern DNS Visibility'nin Sağladığı Avantajlar Merkezi DNS görünürlüğü sayesinde BT ekipleri; · Gerçek zamanlı DNS sorgularını analiz edebilir. · Ağ kullanım eğilimlerini izleyebilir. · İstemci ve uygulama davranışlarını anlayabilir. · Operasyonel sorunların kök nedenini daha hızlı belirleyebilir. · Ağ optimizasyonunu daha etkin gerçekleştirebilir. · Güvenlik operasyonları için değerli DNS telemetrisi elde edebilir. Böylece yalnızca ağın nasıl çalıştığını değil, ağ üzerinde gerçekten neler yaşandığını da görebilirler. BlueCat Yaklaşımı BlueCat, DNS trafiğini yalnızca yöneten değil, aynı zamanda görünür hale getiren modern bir yaklaşım sunar. Merkezi görünürlük ve gelişmiş analiz yetenekleri sayesinde BT ekipleri ağ davranışlarını daha iyi anlayabilir, operasyonel sorunları daha hızlı çözebilir ve güvenlik ekiplerine anlamlı DNS telemetrisi sağlayabilir. Gerçek görünürlük sayesinde kurumlar, yalnızca olaylara tepki veren değil; proaktif hareket eden bir ağ yönetim modeline geçiş yapabilir. Önümüzdeki sayıda DNS Edge konusunu ele alacak ve dağıtık yapılarda DNS servislerinin neden kullanıcıya en yakın noktada çalışması gerektiğini inceleyeceğiz. Key Takeaway Göremediğiniz DNS trafiğini yönetemez, yönetemediğiniz bir ağı ise tam anlamıyla koruyamazsınız. BlueCat Monday | Enterprise DNS Series Prepared by Zero Second Helping organizations build resilient, secure and intelligent DNS infrastructures
bottom of page











